Bir Toplumsal Sapma Türü Olarak Yabancılaşma: Marx ve Seeman Yaklaşımlarının Karşılaştırması

Toplumsallaşma süreci sosyolojinin en temel kavramıdır. Klişe bir tanımlama yapılacak olursak, toplumsallaşma; bireylerin, mensubu oldukları toplumun benimsenmiş norm, değer ve yargılarını kabul etme sürecidir. Toplumsallaşma sürecinde eğer birey belirtilen üç özelliğe sahip oluyorsa başarılı toplumsallaşmış bir birey olarak adlandırılabilir. bu özellikler, normların kabul edilmesi, kabul edilmiş normların kendinden sonrakilere aktarılması ve normların muhafaza edilerek yeniliklere karşı konulmasıdır. Sayılan bu özleliklerden herhangi birinde yaşanacak olan aksama sapma olarak nitelendirilir.

Başarısız toplumsallaşan bireyin, toplumsal sapmanın kaynağı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Toplumsal sapma, kültürel sapmanın, anormalliğin ve düzensizliğin ifadesidir. Normal davranışlar, standartlaşmış, beklenen, kalıplaşmış, geçerli, toplumun onayladığı hareketleri ifade ederken; anormal davranışları, toplumun onaylamadığı kişilerin kültür denetiminden kaçtığı bir süreç olarak anlamalıyız ki bu tür hareket edenler, anormal ya da daha tutucu toplumlarda sapkın olarak ifade edilirler. Toplumsal sapmanın farklı farklı biçimleri bulunmaktadır fakat en öne çıkan biçimlendirme Robert Menton Tipolojisi’dir. Bu tiplolejide sapma dört biçimde gösterilmektedir. Bu türler kısaca, toplumun değerlerine aykırı olabilecek yeniliklerin getirilmesi olan buluşçuluk, toplumun bir kısım değerlerine aşırı bağlılık göstererek bütünü önemseyememek olan ve bürokrat sınıfında çok görülebilen biçimlilik, toplumun ve sahip olduğu kültürün araç ve amaçlarını yadsımak olan kaçış ve geri çekilme, kültürün ve değerlerin sadece amaç ve araçlarını değil tamamını mutlak kabul etmemek olan isyandır.

Toplumsal sapmanın biçimleri ile toplumsal sapma türleri arasında neden sonuç ilişkisi vardır. Biçimlerin sonucunda sapma türleri ortaya çıkar. Kabul edilmiş sapma türleri suç “ki özellikle Emile Durkheim’in yasa tasnifinde toplumsal bütünlüğe aykırı eylem olarak değerlendirilir”, intihar “alturist, egoist ve anomik olarak alt tasnife tabi tutulur”, boşanma, yabancılaşma, olağandışı cinsel tercihler ile bağımlılıklardır. Her bir tür kendi içerisinde çeşitlendirilir ve farklı bilimlerin konusu olur, farklı bilimsel yaklaşımlar ve yöntemlerle analiz edilebilir.

Yukarıda belirtilen ve toplumsal sapmanın türlerinden olan yabancılaşma, postmodern toplumun karakteristik sapma hareketidir. Yabancılaşma konsunda literatürde iki otorite Karl Marx ve Melvin Seeman ‘dır.

Karl Marx’ın yabancılaşma ideasının temelinde denetleme rolünün değişimi yatmaktadır. Kapitalistleşen toplumda en belirgin özellik insanların meslekleriyle olan ilişkileridir. Bu ilişkilerde insanların meslekleri, mesleklerinin içerisinde yaptığı işler düzenli şekilde ayrılarak iş bölümünün aşırı gelişimine sebep olmuştur. Dolayısıyla üretilen metanın değeri artmış, önemi fazlalaşmıştır. Normal ve olması gereken, insanın nesneyi denetlemesiyken; yeni toplum düzeninde nesne ,yani üretilen, insanı denetler hale gelmiştir. Üretilenin öneminin ve değerinin artışı bunun yanında insanlarda tüketme açlığını artırmıştır. Bu durum Marx tarafından metafetişizm olarak adlandırılır. Meta fetişisti olan birey metaya aşırı önem vermeye ve ihtiyaç duymaya başlarken kendisinin iş bölümü pazarında bir metaya dönüştüğünü farketmemektedir. İnsanın metalaşması, nesne tarafından denetlenmesi, emeğinin üretiminin iş gücünün kapitalizm tarafından satın alınır bir meta halini alması, insanı yabancılaştırmaktadır. Çünkü Marx insanın kendi doğasını yarattığını ve insanın dünyasını kendini yarattığı emeğin tarihi olduğunu ifade eder. Tüm bu metalaşma ve rol değişimi insan doğasına aykırılık sonucunda yabancılaşmayı beraberinde getirir.

Melvin Seeman ise yabancılaşmayı beş kümülatif olmayan eylem ya da durum ile ilişkilendirmiştir. İlk olarak “Güçsüzlük” ten bahsetmiştir. Yabancılaşma güçsüzlük halinde bireyin mensup olduğu mikro yada makro toplumda kendini kabul ettirememesi, dolayısıya amaçlarına ulaşamaması ile ilişkilendirilir. İkinci olarak “Anlamsızlık” durumu vardır. İstenilen amaca ulaşılma imkanı olsa bile, amaca ulaşmak için kalkışılan eylemler ve etkinlikler anlamsız hale gelmektedir. Bu anlam eksikliği her defasında amacına ulaşmak için girdiği eylemlerin anlamsızlığı ile karşılaşan bireyde neye inanacağına karar verememe hali yaratmakta bu da yabancılaşma ile ilişkilendirilmektedir. Kuralsızlık ise amaçlara ulaşılması için toplum tarafından benimsenmeyen veya yadırganan yollara tevessül edilmesidir. Bir bakıma refaha sahip olmanın yolunu suçta aramak gibi bir eylem kuralsızlıktır. Bir diğer durum ve belkide en baskın olan durum ise soyutlanma halidir. Bu durumda birey içinde bulunduğu toplumun değerlerini yetersiz görmekte, kısmen veya tamamen bu normları yani uzun yıllar inandığı değerleri birden yıkmak zorunda kalmakta ve yabancılaşmaktadır. Son olarak öz yabancılaşma durumu yabancılaşma ile ilişkilendirilmektedir. Burada birey kendisini ödüllendirici gerçek doyumları sağlayan etkinlikleri bulamamaktadır. Öz yabancılaşma varoluş krizi olarak adlandırılabilecek, doyum neşe ödül eylem gibi yetersizliklerin varolduğu sürece hangi eylemi yaparsa yapsın doyuma ulaşamayacağının halidir.

Toplumun gelişiminde sanayi toplumu, modern toplum, postmodern toplum gibi ritmik bir sürecin varlığı kabul edilmelidir. Bu ritmik sürecin varlığı, her süreçte sapma eğilimlerinde, türlerinde ve kaynaklarında farklılığa neden olmaktadır. Marx’ın yabancılaşma üzerine düşündükleri inkar edilemez. Fakat yabancılaşmayı sadece sınıflı toplum, metafetişizm ile açıklamak çok doğru değildir. Çünkü Durkheim’in ifade ettiği gibi insan toplumcudan bireyciye yani özgeciliğe doğru evrilmektedir. Dolayısıyla yabancılaşmaya Weber vari bireyden hareket edip topluma bakabileceğimiz, tüme varımcı bir yaklaşımla bakmak gerekir. Melvin Seeman çağcıl bir sosyolog olarak bu bakışı getirebilmiştir. Çünkü insanın güçsüzlüğü, anlamsızlığı, kuralsızlığı, soyutlanması ve öz yabancılaşması toplumun ona dayattığı değerlerden kaynaklanmaktadır. Bireyin durumu gözlemlendikten sonra toplumsal dayatılara ulaşılması kanaatimce daha doğru bir yaklaşımdır. Bir de belirtmek gerekir Melvin Seeman ‘ın çağcıl olması, görüşlerinin, egzistansiyalizm ‘in aydınlatılması açsısından daha verimli olmasını sağlamaktadır.

M.Emin Yıldız

(*Resim: Michael Haneke/7.Kıta)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s