Yasanın Yadsınması, Radbruch Formülü ve Mutabakatın Önemi

Kuramların ortaya çıkışında ortak nokta kuramcısının habitatını yansıtmasıdır. Romantik dönem Almanya’sından Heidegger, çocuk işçilerin çalıştırıldığı Ruhr Madenlerinden Karl Marx, İmparatorlukların sarstığı Fransa’dan Rousseau ve Voltaire doğmuştur. Nazi Almanya’sının ve kanunlarının da Gustave Radbruch’u ve Radbruch Formülünü ortaya çıkardığını söylemek yanlış olmaz. G.Radbruch Alman Nasyonel Sosyalist döneminde yaşayan bir hukukçu olarak, Alman yasalarına olan muhalif duruşundan dolayı mahkum edilmiştir. Gustave’nin muhalif olduğu Alman yasaları, ihbar kanunları ve cezada kıyas ilkesini muhteva eden yasalardır.

Kanunilik hukukun en temel ilkelerindendir. Zira ceza hukukunda, suçun tanımı bu tanımın kodifike edilmesi hukuk güvenliğinin sağlanması açısından elzemdir. Eğer ceza kanunlarında suç olarak sayılmayan bir eylemi, suç sayılan başka bir eylemle kıyas ederek eylemi icra edeni cezalandırıyorsanız; bu hukuk güvenliğinin son bulduğu anlamına gelir. Çünkü kimse alenen suç olarak tanımlanmayan bir eylemden dolayı cezalandırılamaz, sorumlu tutulamaz. Alman Nazi yasalarının Gustave’nin muhalefetiyle karşılaşmış bir diğer hukuki uygulaması ise ihbar yasalarıdır. Bu yasalar rejime karşı olanların ihbar edilerek soruşturulmasını içeren bir dizi kurallar bütünü olarak tanımlanabilir. Aydın bir aklın bu durumda ilk farkedeceği; hukukun, rejimin önüne kalkan yapıldığı ve mutabakata dayalı olamayan bir aygıtın(Nazi Rejimi) korunması için araç haline getirildiğidir.

Gustave Radbruch, yukarıda kısaca belirtmeye çalıştığım hukuk düzenine karşı direnişe geçerek, “Yasa Üstü Hukuk” adlı makalesini yayınlamıştır. Yasanın, adil olması umut edilen kurallar bütünü olduğu ve mutlak adaleti yansıtamayacağı dikkate alınırsa; her yasa her zaman doğru olmayabilir. Dolayısıyla hukukun mutlak adalet içerdiği fikri bizi Platon idealistliğine götürür ki bu idealistlik bizleri, adil olana en yakın yasanın kabul edilebilir ve makul yasa olduğu sonucuna ulaştırır. Gustave Radbruch yasaların eleştirilebilir olduğu, ideal olduğu, yanlış olabileceği ihtimallerinden yola çıkar ve yazılı olsun olmasın yasa dediğimiz kurallar bütününün, gerçek adalet ve hukuk ile çelişiyorsa uygulanamayacağı fikrini ortaya atar. Bu uygulanamama hali iki süreçten geçmektedir. İlk süreç tahammül edilememezlik süreci, ikinci süreç ise yadsıma sürecidir. Yasa çelişkileri yüzünden tahammül edilemez hale gelir ve daha sonra uygulayıcıları ve muhatapları tarafından yadsınarak etkisini yürürlükte olsa dahi yitirir. Yasa Üstü Hukuk Makalesi, Hukuk Felsefesinin en temel tartışmalarından olan “Doğal Hukuk-Pozitivist Hukuk” tartışmasının üzerine oturmaktadır. Bir pozitivist olarak L.A.Hart ahlak dışı dahi olsa yasanın uygulanması gerektiğini, bir doğal hukukçu olarak Lon Fuller hukukun iç ahlakı ön planda tutularak yasanın askıya alınabileceğini ileri sürmüştür.

Buna duruma örnek oluşturabilecek olay 1944 yılında Almanya’da yaşanmıştır. Bu tarihte başka bir erkekle ilişkisi olan evli bir kadın, Nazi subayı olan kocasını dönemin ihbar yasalarına uyarak Nazi Rejimi aleyhine konuştuğu gerekçesiyle ihbar etmiş ve sevgilisiyle daha rahat görüşebilmeyi amaçlamıştır. Nazi rejimi yıkıldıktan sonra kocasını ihbar ederek hapishanede kalmasını sağlayan kadın mahkeme önüne çıkarılmıştır. Kadının savunması o dönemde ihbar kanunlarının yürürlükte olduğu, yaptığı eylemin kanuna göre suç sayılmadığı şeklinde olmuştur. Her ne kadar kadının savunması meşru ve normatif hukuk anlamında doğru olsa da Bamberg İstinaf Mahkemesi yapılan eylemi vicdan ve adalet kanaatlerine aykırı bularak kadını iftira atmak ve başkasının özgürlüğünü elinden atmak dolayısıyla cezalandırmıştır. Görüleceği üzere kanuna uymak cezalandırılmıştır zira burada kanun hem yıkılmaya mahkum bir rejimi korurken hem de hukuku bir kadının eşini aldatmasına yardımı olan araç haline gelmiştir.

Radbruch’un formülünü değelendirmek için hem toplum açısından hem de insan açısından hukuk ve adalet algılarının evrimsel olduğunu dikkate almamız gereklidir. Kıyas yoluyla başlayan adalet algıları ardından tazminat ardından ıslah olarak gelişmiştir. Evrimini tamamlayan adalet ve hukuk algılarının sonucu olarak Hukuk güvenliği tezahür edecektir. Bu kapsamda sınırların bilindiği, yasalara bağlı kalınmasa da Hukukun Evrensel İlkelerine bağlı kalındığı toplumlarda, yasalara tahammül edilemezlik ile yadsınması olağan karşılanabilecektir. Fakat mutabakat olmaksızın, her bir kitlenin ideolojisine ve çıkarlarına aykırı yasaları “formül uyguluyoruz” diyerek tahammül edilemez bulması ve yadsıması kaçınılmazdır. Mutabakattan yoksun bir yadsıma anarşi için bulunulmaz bir fırsata dönüşecektir. Dolayısıyla yasa üstü hukuk formülü, hukuk güvenliğinin var olduğu evrimini tamamlamış veya en ideale ulaşmış adalet normlarına sahip toplumlarda uygulanabilecek bir doktrindir.

M.Emin YILDIZ

(*Resim:Muammer OLCAY)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s