Walter Benjamin Aurası ve Metalaşan İnsan Bedeni

Teknolojik gelişmişliğin nirvanasının yaşandığı, haberin ve bilimum bilginin dolaşımının neredeyse ışık hızına eriştiği günümüzde yani Manuel Castells’in betimlediği ağ toplumunda hızlıca tüketilen şey sadece bilgi değildir. Eylül 1570’te Lefkoşe’nin düşmesi haberinin İstanbul’a on altı günde ; Venedik’e kırk altı günde; Madrid’e ise yüz iki günde ulaştığı gerçeğinden hareket edersek böyle bir durum günümüz için gerçeklikten uzaktır çünkü yaşamış olduğumuz çağ gereği bilginin veya bir haberin dünya geneline yayılması saniyelerle ölçümlenmektedir. Tabiki bu gelişmenin art alanında teknolojik yenilikler bulunmaktadır. Telgraf’ın aktif kullanıma başlamasıyla beraber ‘ kader ‘ olarak görülen coğrafi uzaklıklar ortadan kalkmaya başlamıştır. Uluslararası iletişim ağlarının döşenmesi de Telgraf’ın palazlanmaya başladığı 18.Yüzyıla tekabül etmektedir. Sonraki dönemlerde ise zaman ve mekandaki kırılmalar belirginleşmeye başlamıştır ve günümüzde zamansal ve mekansal bir uzaklık söz konusu değildir. Marshall McLuhan’ın seneler önce tasavvur etmiş olduğu ” The Global Village ” yani küresel köy gerçekleşmiştir.

Bu noktada haberin ve bilginin hızlıca dolaşımı beraberinde hızlıca tüketimi ve şeyleşmeyi de getirmektedir. Endüstrileşen bilgi, nihai amacından ve muhteva ettiği mistik gücünden sıyrılmış salt bir meta haline gelmiştir. Yani bilgi ve haber günümüzde ‘ tüketimlik ‘ bir nesnedir. Bu bakış açısından hareketle ele alınmak istenen şey ise insan bedenlerinin ve bu bedenlerle yakından ilintili olan ölüm haberlerinin değerlendirilmesidir.

Alman düşünür Karl Marx’ın üretim elemanları üzerinden kavramsallaştırdığı yabancılaşma ve metalaşma süreçleri kanaatimizce artık sınırlarını genişletmiştir ve endüstrileşen her şey beraberinde metalaşmayı ve yabancılaşmayı getirmektedir. Şöyleki şehit haberleri, cinayet haberleri, trafik kazaları vb. yıkıcı olayların haber formuna dönüştürülerek seri üretim formuna getirilmesi, acının ve kederin; tinsellik ve duygusallıktan arındırılarak salt bir meta formuna dönüştürülmesidir. Nasıl ki bir restoranta gidildiğinde olmazsa olmaz bazı yiyecek ve içecekler varsa gerek ulusal gerekse uluslararası haber ve bilgi akışında olmazsa olmaz bir formdur ölüm haberleri. Dolayısıyla her gün bireylere sunulan meta – ölüm formları bir süre sonra yabancılaştırıcı etki yaratmaktadır ve Walter Benjamin’in kavramsallaştırdığı üzere aurasını yitirmektedir. Aurayı ise şu şekilde örneklendirebiliriz bir ölüm olayını canlı kanlı yerinde gözlemlemekle, medyatik form olarak mekansal bir uzaklıktan gözlemlemek farklı şeylerdir. Yani bir savaş alanında olduğunuzu düşünün tanık olacağınız olaylar biriciktir,eşsizdir ancak bu olaya dair görüntüleri herhangi bir medyatik formda gördüğünüz zaman auradan bağımsız olarak görürsünüz ve etkileyiciğinin nasıl da yitime uğradığını fark edersiniz.Aşagıdaki görselde bir an kendinizi orada olayın tanığı olarak düşünün ve bir de şuanki mevcut durumdaki algılayış şeklinizi düşünün auranın etkisini hissedeceksiniz. Dolayısıyla aura olayın biricikliğine, tanık olmaktır. Ancak bu noktada haberin ve bilginin yeniden kurgulanarak sunulması auranın yitimi olmaktadır. Neticesinde de ölüm haberleri bireyin ölürken dahi son kertede metalaşarak bilgi – haber endüstrisine işlerlik kazandırmasına neden olmaktadır.

Nihai sonuç olarak şunu açıklıkla söyleyebilmekteyiz ki medyatik forma dönüştürülen ölüm haberleri ne yazık ki birer meta olarak karşımıza çıkmaktadır. Formun metalaşması ise beraberinde bedenin de metalaşmasını getirmektedir çünkü birbirleriyle illiyet bağı olan bir yapılalaşmadan bahsetmekteyiz. Ancak bu hususta şunu gözden kaçırmamak gerekir ki bilginin ve haberin hızlıca dolaşım sağlamasının doğrudan sonucu değildir bu süreç, bir nevi dolaylı sonuçtur çünkü insan psikoloji sürekli olarak algıladığı ve anlamlandırdığı şeylere karşı bir süre sonra tepkisiz kalmaya başlar. Örnek vermek gerekirse sinemanın kuruluş dönemlerinde Lumierre Kardeşler’in 1895 yılındaki ” Trenin Gara Girişi ” film gösterimi esnasında birçok seyirci korkudan masaların altına kaçma refleksi göstermişti. Ama şuan günümüz dünyasında yaşayan hiçbir birey o görüntüler karşısında aynı tepkiyi göstermeyecektir. Bu da bizlere gösteriyor ki imajlar imparatorluğunda yaşadığımız şu günlerde, her şeyin bir imaja sahip olduğu ve görselliğin hayati önem taşıdığı 21.YY koşullarında bir körlüğün egemen olduğudur.

Mehmet Emin SATIR

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s