Toplumsal Tabakalaşmaya Kuramsal Bakış

Toplumsal tabakalaşmanın kaynağına ilişkin iki kuramdan bahsedilir. Bunlardan birincisi Kingsley Davis ve Wilbert E.Moore’nin ileri sürdüğü ve Gerhard Lenski’nin kısmen ileri sürmüş olduğu işlevsellik kuramıdır. Bu kurama göre tabakalaşmayı oluşturan sahip olunacak üç öğe vardır. Bunlar servet, iktidar ve toplumsal konumdur. Toplumda önemli bir görevi ifa eden, önemli bir yeri tutan bireylerin toplumun geri kalanı tarafından servet, konum ve iktidar ile ödüllendirildiğine dayanan bu kuram hepimizin aklında “Çok bilen çok kazanır, çok çalışan çok kazanır, çok zeki çok kazanır.” klasik algılarına hitap etmektedir. Gerhard Lenski bu konuda biraz daha analitik davranarak işlevsellik kuramını süreklilik eleğine tabi tutmuştur. Elbete ki konumu serveti ve iktidarı getiren ehil olmak, başarılı olmak, zeki olmak veya yetenekli olmak gibi olgulardır. Fakat servet,iktidar, konum üçlüsüne sahip birey tabakalaşmanın kendisine sunduğu nimetlerden faydalanmaya başladığı anda artık konumunu korumaya odaklanır ve kendisine süper üçlüyü getiren niteliklerini ya önemsemez ya da kaybeder. Bu açıdan yukarıda tabakalaşan bireyde artık tırmanış mücadelesi, koruma mücadelesine dönüşür. Gözlem ve tecrübeler gösteriri ki bir çoğu konumlarına sahip olmak için gerekli niteliklerini kaybederler.

Gerhard’ın işlevleri sayesinde süper üçlüye sahip olup sonradan bu işlevi yitirdiğinde süper üçlüden vazgeçmemek üzerine sormuş olduğu soru ilk sorulacak soru değildir. Bu durumda hepimizin aklına gelmesi gereken ve de gelen ilk soru Tumin’in de aklına gelen “Gerçekten konum sahibi olanların tamamı konumlarını işlevlerine mi borçludurlar?” sorusudur.

Melvin Tumin’in ifadeleri aynen şu şekildedir; ”Belli konumlar için gerekli yeteneklerin toplumda ancak pek az kişide bulunduğu görüşü tartışmalı bir konudur. Eğer toplum katı bir tabakalaşma içinde ise o zaman, yeteneklerin ortaya çıkarılması şansı azalır. Özellikle eğitim olanaklarının ana babanın servetine bağlı olduğu ve servetin de eşit olarak dağıtılmadığı bir topluma nüfusun bir çok kesitleri, kendi yeteneklerini anlama şansını bulamayacaklardır. Eğitim ve yetişme açısından tam bir eşitlik sağlanmadıkça farklı bir ödüllendirme sisteminin haklı görülmesi olanaklı değildir.” Tumin’in bu ifadeleri benim düşünceme göre John Rawls’ın eşitlik eşittir adalet midir? sorusuna muhatap olmalıdır. Fakat ister sosyal bir pencereden ister liberal bir pencereden bakılsın, özünde ulaşılmak istenen cevap hak edilmeyenin var olduğu cevabıdır.

İşte tam bu noktada ikinci kuramın öne çıkarılması gerekmektedir. İkinci tabakalaşma kuramı olan çatışmacılık kuramı işlevsel kuram eleştirisinin ve Tumin’in sorusu üzerine oturmuştur. Kuram geçiş toplumu veya helenistik sendroma tutulan olan iki kültür arası sıkışık toplumlarda özetleyici niteliktedir. Çünkü kuram gözlemlerini geniş bir alana yaymıştır. Bu geniş yayılım Thomas Bottomore tarafından şu şekilde ifade edilir “… tabakalanma ve farklılaşma olgusunu mülkiyet ve iş bölümünün ürünü olarak ele almak; ancak, din ve savaş duygularının da bu olguda etkisi bulunduğunu unutmamak; ayrıca, toplumsal tabakalanma ile siyasal kurumlar ve kültürel olgular arasındaki bağlantıları da hesaba katmak gerekmektedir.”

İkinci kuram olan çatışma kuramına göre eşitsizlik, insanların kıt kaynaklara sahip olma isteklerinin sonucudur. Gruplar bahsedilen bu kıt kaynaklara sahip olmak için birbirleriyle yarışır. Kaynaklar yeteneğe, konumlar ise görevlere göre dağıtılmazlar. Dağıtıma temel oluşturan öğeler miras, baskı, sömürü gibi kavramlardır. Egemen grup, bir kez güce sahip olduğu zaman, kendi gücünün meşruluğunu propaganda yoluyla kitlelere aşılar. Eğitim, kitle iletişim araçları, din ve politika yoluyla propagandasını yapar. Bu yollardan egemen grubun liderinin desteklenmesini ister. Ülke çıkarı için ve ülkenin düşmanları olan kapitalistler, ya da komünistlerden kurtulmak için liderlerin desteklenmesini ister. Eğer üst sınıfın propagandasından etkilenmişse, Marks’ın deyimiyle yanlış biçimlenmişlerdir. Bu durumda üst sınıfın üstünlüğü ve yönetmeye hakkı olduğu inancı oluşmuştur. Diğer yandan, kitleler, üst sınıfların propagandasını reddederlerse ve sömürdüklerinin farkındalarsa, sınıf bilincine sahip oldukları söylenir. Eğer kitleler, iş sahibi ve tatminkar bir yaşam sürüyorlarsa az bir çatışma vardır. Eğer kitleler, ciddi biçimde sömürülüyorlarsa ve sınıf bilincine sahiplerse, o zaman ciddi çatışmalar gelişir.

Sonuç olarak mutlak işlevsellik kuramının ütopik, kısmi işlevsellik kuramının eksik, çatışam kuramının bizim toplumumuz gibi kültürler arası sıkışık, az kaynakları olan toplumlar için gerçek olduğu ifade edilebilir. Özellikle propaganda araçlarının, propaganda yoluyla harekete geçirilmek istenen din-milliyet duygularının, tek doğrunun, tek iyinin herşeyi düşünenin üst tabaka olduğu toplumda çatışma, güç savaşı, kaynak savaşları, devir yoluyla geçen servet iktidar ve konumun oluşu kaçınılmazdır.

M.Emin YILDIZ

(*Resim: Hieronymus Bosch/Chaos)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s